BÜTÇE GÖRÜŞMELERİNDE ORTALIK KARIŞTI

yazarı: ctiy |kategorisi: Siyaset |Tarihi: 4/11/2008



BÜTÇE GÖRÜŞMELERİNDE
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Hakkari'de, ''Ya sev, ya terket'' dediğini ileri süren DTP'li Hasip Kaplan'a, bazı AK Parti'li milletvekilleri tepki gösterdi.

Komisyonda, 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Tasarısının tümü üzerinde söz alan Kaplan, ''Bu bütçe Türkiye'nin hayrına olacaksa, operasyonların, tezkerenin, Milli Savunma Bakanlığının harcamalarının mutlak surette denetim altına alınması lazım. Mutlak suretle Mecliste denetlenmesi lazım. Türkiye, barışını yakalayıp, bu alana oluk oluk giden paraların da akan kanın da önünü kesmelidir'' dedi.

Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in ''1 trilyon dolar''ile ilgili sözlerine işaret eden Kaplan, gelinen noktada hükümet politikalarının kendilerini ciddi ciddi düşündürdüğünü ifade etti. ''Ne diyor sayın Başbakan? Daha dün, 'ya seveceksin, ya terkedeceksin' diyen Kaplan'a, AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili Halil Aydoğan ile AK Parti Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz, ''Bayrağı seveceksin'', ''Bu ülkede yaşayan herkes vatanını, milletini, bayrağını sevecek, yok öyle bir şey'' diye tepki gösterdi. Tartışma daha sonra şöyle gelişti:

Kaplan: Ben konuşurken saygılı olun, dinleyin.

Öz: Sayın Başbakan'ın sözünü çarpıtamazsın.

Kaplan: Sus, dinle sakin ol!

Öz: Vatana ihanet edeceksin, sonra konuşacaksın. Yok öyle şey. Benim Kürt kardeşlerime ihanet edemezsin sen. Onlara leke süremezsin. Sen PKK'yı, terör örgütünü savunuyorsun.

Kaplan: Sen Kürt kardeşlerine saygı duyuyorsan, sahip çıkıyorsan türkülerini, evlatlarını savunacaksın.

Öz: Siz PKK'yı, terör örgütünü savunuyorsunuz.

Kaplan: Sizin zamanınızda çatışmalar başladı, siz körüklediniz.

BARIŞ EKONOMİYİ DE BÜTÇEYİ DE GÜÇLENDİRİR

Uyarılar üzerine tartışma sona ererken konuşmasını sürdüren Kaplan, ''Bu utanç verici slogan, faşit bir söylemle uzun yıllar dışarıda kullanıldı. Ama şimdi, kullananlar bile bunu kullanmazken, bazı değerlerin ne olduğu tam anlaşılmadan gelişigüzel kullanılması, bu ekonomik istikrar tablosunu da bozuyor. Barış ekonomiyi de güçlendirir bütçeyi de...'İsteyen istediği yere gitsin' denildiği zaman, Türkiye Cumhuriyeti'nin 20 milyon yurttaşının, -ki biri de benim, bu topraklarda doğmuş, özgürlükleri solumuş, bu toprağın evladı olmanın, Mezopotamya topraklarının evladı olmanın şerefine nail bir kişinin- bize geleceğe ilişkin kötü yönetimin ipuçlarını verir'' diye konuştu.

Erdoğan'ın AK Parti ilçe kongrelerine kendi imkanları yerine, devletin helikopteri, uçağı, binlerce askeri, özel harekat timini yanına alarak gittiğini ileri süren Kaplan, bunun bütçeye yükünü göremediklerini söyledi. Kaplan, ''Etik olarak Başbakan, kongrelere varsa kendi özel aracı, uçağı, arkadaşları veya partisinin imkanlarıyla gitmeli'' görüşünü savundu.

Kaplan, Erdoğan'ın 2005 yılında Diyarbakır'da yaptığı konuşmaya dikkati çekerek, ''Nasıl ki 2005'te doğruya dikkat çektiyse, 2008'de Hakkari'de 20 milyon vatandaşına 'çek git' diyen Başbakan'a, 'Sayın Başbakan söz ağızdan çıkar' deme ihtiyacını duyuyorum'' dedi.

Biraz çaba gösterilmesi halinde bir ay içinde Türkiye'de silahlar susup, çatışmasızlık ortamına gidebileceğini, demokrasinin güçlenebileceğini kaydeden Kaplan, ''Başbakan'a 'sev terket' demiyorum. Şırnak'a gelsin, yanına tek polis almasın, ben yanında yürüyeceğim, gelsin beraber halkımıza gidelim, en ufak bir şey de ben siper olurum. Başbakan'ın sanıyorum bir özür borcu olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bu söylemi çok ağır ve patenti ABD'de Kuzey Vietnam savaşına aittir'' diye konuştu.

BİR KATILIM BANKASI İÇİN ÇIKARILDI'' İDDİASI

CHP İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek, Hükümet üyelerinin doğalgaz zammına gerekçe olarak, yurt dışında petrol fiyatlarının artmasını gösterdiğini, bu gerekçenin doğru olmadığını ifade etti. 10 ayda dünyada petrol fiyatları yüzde 40 artarken, Türkiye'de petrol fiyatı yansıması gerekçe gösterilerek doğalgaza yüzde 80 zam yapıldığını kaydeden Özyürek, Türkiye'de fiyatın yüksek olmasının nedeninin vergiler ve BOTAŞ'ın elektrik kurumlarıyla Ankara Büyükşehir Belediyesinin borcunu ödememesi olduğunu ifade etti.

Özyürek, ''BOTAŞ borçlanıyor, borçlanınca da yüksek faizler ödüyor. Ama insaf diye bir şey var. Gerektiği zaman zam yapılabilir ama hem vatandaşın hem sanayinin durumları düşünülerek bu zamların yapılması lazım. Ama bunlar düşünülmüyor. Zaten kriz nedeniyle zor durumda olan, dolar borcu olan firmalar bir de şimdi doğalgaz zammı ile karşı karşıya. Hükümetin bu doğalgaz zamlarını bir kez daha gözden geçireceğini umuyorum ve bekliyorum, doğrusu da budur'' diye konuştu.

Tasarruf mevduatlarına güvence konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmesine değinen Özyürek, ''Bankacılık kesimi, 'bizim böyle bir talebimiz yok. Sadece güç durumdaki bir katılım bankası için bu düzenleme getiriliyor' gibi ifadeleri var. Bu iddiaların geçerlilik payı nedir? Gerçekten bankalarımızın mevduat bankalarımızın bu garantiye ihtiyacı var mıdır, katılım bankalarımızın durumu sağlam mıdır?''

BENZİNİ FULLENMİŞ ARABA....

MHP Sakarya Milletvekili Münir Kutluata da Hükümetin kriz karşısındaki söylemine dikkat çekerek, ''Türkiye, küresel kriz nedeniyle mi sıkıntıda yoksa zaten sıkıntıda mıydı? Öncelikle bunun açıklanması lazım. Eğer küresel kriz nedeniyle ise bunun için gerekli ne önlem varsa hepsini alalım'' dedi.

Ekonomide her şeyin ''güllük gülistanlık gibi gösterilmesinin anlamı olmadığını'' savunan Kutluata, ''Eğer siz arabanızı benzini fulleyip yola çıkmışsanız ve 500 kilometre gittikten sonra hala benzin ibresinde bir değişiklik yoksa, 'bu ne güzel araba' diye arabanın göğsüne vurmak yerine, benzinciye gitmeniz lazım. Şimdiden uyarıyorum, benzinciye gidin'' demesine, bazı AK Parti'li milletvekilleri ''Benzinciden kastınız IMF mi?'' diye laf attı.

CHP Malatya Milletvekili Mevlüt Aslanoğlu ise buna karşılık ''Tam bağımsız Türkiye'' derken, Kutluata ise ''Bizim IMF ile işimiz yok'' dedi.

Bütçenin geneli üzerindeki görüşmeler verilen aranın ardından devam ediyor.

AA
Siyaset

ERDOĞAN DTP'İN ENDİŞESİNİ AÇIKLADI

yazarı: ctiy |kategorisi: Siyaset |Tarihi: 4/11/2008



DTP'Lİ YÖNETİCİLERE SERT ÇIKTI
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora, yaptıkları görümenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. İki Başbakan, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Başbakan Erdoğan, hafta sonu Van ve Hakkari gezilerinde DTP'lilerin tepkileri ile ilgili soru üzerine, "malum parti" diye söz ettiği DTP'nin yöneticilerinin tavırlarını eleştirdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, DTP'nin şiddet siyasetini eleştirerek, "Bunun adı demokrasi değil. Farklı yöntemlerle oy devşirebilmek. Bunun adı insan hakları değil. Farklı yöntemlerle hak, insan hakkı talebinde bulunuyormuş gibi bir yola girmek. Bunun adı özgürlük mücadelesi de değil. Çünkü özgür olmayan kimse yok ortada!" dedi.

Başbakan Erdoğan, Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora ile yaptıkları görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. İki Başbakan, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Başbakan Erdoğan, hafta sonu Van ve Hakkari gezilerinde DTP'lilerin tepkileri ve çıkan olaylarla ilgili soru üzerine, "malum parti" diye söz ettiği DTP'nin yöneticilerinin tavırlarını eleştirdi.

Başbakan Erdoğan, "Bölgede özellikle yaklaşan yerel seçimler nedeniyle alternatif bir siyasi gücün olmaması ve bu tür tehditlerle orada yalnız kalma gayretine yönelik bir adım olarak görüyorum. Tabi bu süreci ne yazık ki provoke eden bir adımdır. Gerek Van'da yapılmak istenen -ama istediklerine ulaşamama- bunları iyice sertleştiriyor. Tabi Van, Doğu'da büyük illerimizden bir tanesi. Geçen dönemde seçim kaybettiler ve bu seçimi kaybedip (Bu dönemde durum ne olacak?) Bunun kaygısı içindeler." diye konuştu.

Erdoğan, şöyle devam etti: "Tabi dükkânların kepenklerini indirtmek istediler; ama Vanlı vatandaşlarım buna asla izin vermedi ve kepenkleri indirmedi. İndirmeyince bu defa orada vatandaşların araçlarını yakma yoluna gittiler. Üç-dört tane vatandaşımızın aracını yaktılar; lastikler yaktılar. Söndürmeye gelen itfaiye aracını yakma yoluna gittiler ve bu arada da bazı vatandaşlarımızın alışveriş mağazalarının camlarını kırma yoluna gittiler ve bunlar da yine o belirli partinin mensupları olup; hemen o olaydan sonra da o partiye kaçıp, sığındıkları yere girdiler." ifadelerini kullandı.

Erdoğan, konuşmasının devamında şunları söyledi: "Tabi bu bir gerçeği gösteriyor: Bunun adı demokrasi değil. Farklı yöntemlerle oy devşirebilmek. Bunun adı insan hakları değil. Farklı yöntemlerle hak, insan hakkı talebinde bulunuyormuş gibi bir yola girmek. Bunun adı özgürlük mücadelesi de değil. Çünkü özgür olmayan kimse yok ortada!"

Erdoğan, DTP Van milletvekillerini de isim vermeden eleştirdi. Erdoğan, "Şu anda Van ilinde malum partinin iki tane milletvekili var. Ve bu iki milletvekili; bir tanesi tehditle kapı kapı dolaşıp esnafları dükkânlarını kapatması yönünde çalışma yapmak istiyor; ama kamera takiplerini görünce de işi bırakıyor ve polisimize ağza gelmeyecek hakaretlerle saldıran, yönelen tipler bunlar. Ve bunlar düşünün bu ülkede şu anda milletvekili olmuş kişiler. Ama polisimiz bunlara karşı yine de sabırla tahammül ediyor; sabırla bunların karşısında görevini yapmanın gayreti içerisinde devam ediyor; çünkü onun tavrına karşı kalkıp da aynı ile mukabelede bulunsa onlar bunu da farklı yerlere taşıyabilirler. Ama polisimiz burada aklıselim ile hareket ederek bunlara yine sabırla tahammül gösteriyor." şeklinde konuştu.
Siyaset

BAYKAL YİNE GERDİ !

yazarı: ctiy |kategorisi: Siyaset |Tarihi: 1/11/2008



CHP LİDERİNİN CUMHURİYET BAYRAMINA BAKIŞI: NEYİN KUTLAMASINI YAPACAĞIZ?
Parti Meclisi toplantısı öncesi açıklama yapan Baykal, Genelkurmay Başkanlığı'nın terör konusunda hükümete verdiği brifing sonrasında çıkan tartışmalara değindi.

''Çok önemli konularda, o terör brifinginde neler söylendi? Söylendi mi, söylenmedi mi? Kamuoyunun bunu net bir şekilde algılamasına dahi imkan yok. Bu, terör konusunda birbiriyle farklı, birbiriyle çelişen arayışların bugün hükümetin kolu kanadı altında yürütülmekte olduğunun bir ifadesi.'' diyen Baykal,

"Toplantıda neyin söylenip neyin söylenmediği belli değil. Türkiye terör konusunda bir noktaya mı yönlendirilmek isteniyor? Yapılan resmi açıklamaların ötesinde Türkiye'nin bilinçli bir şekilde belli bir noktaya doğru yönlendirilmekte olduğu görülüyor. Bu dönem içinde de Türkiye terörle mücadele konusunda ciddi sorunlarla sıkıntılarla karşı karşıya bırakılıyor.'' ifadelerini kullandı.

"NEYİN KUTLAMASINI YAPACAĞIZ?"
Baykal, Cumhuriyet kutlamalarına neden katılmadığı yönündeki bir soru üzerine, ''Neyin kutlamasını yapacağız, 29 Ekim'de kimi kutlayacağız kimi? Cumhuriyet karşısındaki niteliği, tavrı, tutumu belli olan insanları, her şeyi unutarak, yok sayarak, sanki cumhuriyet konusunda bir ihtilaf yokmuş gibi bir yapay, içtenlikten uzak davranışın içine girerek sevgiyle, sevinçle kucaklamanın şartları kaldı mı?" şeklinde cevap verdi.

Laiklik konusunda da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a göndermelerde bulunan Baykal, ''Laikliği bizim Şero'ya emanet ederim, Recep Tayyip Erdoğan'a emanet etmem demiştim. Aynı noktada olmaya devam ediyorum. Laikliğin Sayın Erdoğan'a emanet edilir tarafı var mı?" şeklinde konuştu.

CİHAN
Siyaset

BAŞBAKAN'DAN ÇARPICI AÇIKLAMALAR

yazarı: ctiy |kategorisi: Siyaset |Tarihi: 1/11/2008



BAŞBAKAN ERDOĞAN ULUSA SESLENİŞ KONUŞMASINI YAPTI
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Bugün, Atatürk'ün 'en büyük eserim' dediği Cumhuriyet değerlerimiz etrafında her zamankinden daha güçlü bir şekilde kenetlenme günüdür. Bizi tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan yapan yüksek değerlerimizi daha gür bir sesle yüceltmenin tam zamanıdır. Bu anlamlı günde, kardeş kavgası çıkarmak için beyhude bir çaba içinde olan şer ve nifak odaklarına aziz milletimizin tek yürek olarak bir kez daha en anlamlı cevabı vereceğine inanıyorum'' dedi.

Başbakan Erdoğan, televizyonlarda yayımlanan ''Ulusa Sesleniş'' konuşmasında, Cumhuriyet'in ilan edilişinin 85. yıl dönümü dolayısıyla vatandaşların Cumhuriyet Bayramı'nı kutladı.

''Herkesi, bu vesileyle, aradan geçen 85 yılda, Kurtuluş Savaşı'ndan çıkmış bir millet olarak, nereden nereye geldiğimizi iyi düşünmeye davet ediyorum'' diyen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''O zaman kendi kendimize ne kadar büyük haksızlıklar yaptığımızı çok daha iyi göreceğimize inanıyorum. O zaman, ekonomik kalkınmadan demokratikleşmeye kadar, dün neredeydik, bugün nerelere geldik, daha iyi anlamamız mümkün olacaktır. Düne ait korkularımızı, fobilerimizi, güvensizliklerimizi aşmamızın yolu bana göre, artık dünün Türkiye'sinde yaşamadığımızı görmekten, anlamaktan geçiyor. Onun için, Cumhuriyetimizin 85 yıllık mazisine bakmayı, dün ile bugünümüzü kıyaslamayı önemsiyorum. Bu mukayesede, Türkiye'nin, hiçbir alanda dünden daha geri olmadığı ortaya çıkacaktır. Özgüvenimiz başta olmak üzere refah seviyemiz, hak ve hürriyetlerimiz, dış itibarımız, ekonomik imkanlarımız, sosyal bağlarımız düne göre bugün çok daha ileridedir.''

GÜCÜMÜZÜ HAFİFE ALMAYALIM

Türkiye'nin, çok daha güçlü, çok daha sağlam bir yapıya ulaştığına işaret eden Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

''Sadece son 6 yılda kat ettiğimiz mesafelere bakın. Cumhuriyetimizin dün hayal kadar uzak görünen çağdaşlaşma hedeflerine bugün ne kadar yakın olduğumuzu yaşıyor, görüyoruz.

Daha bu ay, 47 yıl aradan sonra Türkiye, barış ve istikrar arayışlarına yaptığı önemli katkıların bir göstergesi olarak en yüksek oyla BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçildi. Varlığımızın ve uluslararası camiadaki etkinliğimizin sadece bölgemizde değil, dünyada da ne kadar önemsendiğini ortaya koyması bakımından çok önemli bir gelişmedir bu.

Türkiye, bugün barış çabalarında katkısı, arabuluculuğu talep edilen bir ülkedir. Milletler camiasının, sözü dinlenilen, saygın bir üyesidir. Cumhuriyetimizin çağdaşlaşma ideallerini temsil eden AB ile tam üyelik müzakerelerini yürüten bir ülkedir. Onun için dönemsel şartlara bakarak kendi kendimize lütfen haksızlık yapmayalım, karamsarlığa asla kapılmayalım, gücümüzü hafife almayalım. Unutmayalım ki Türkiye Cumhuriyeti, başkalarına örnek olan bir başarı öyküsüdür. Bugün karşı karşıya bulunduğu bütün sorunları aşacak imkan ve kudrete sahiptir. Önümüzde çok daha parlak günler bizi bekliyor. Çok daha büyük imkan ve fırsatlar bizi bekliyor.''

CUMHURİYETİMİZİ TAÇLANDIRACAĞIZ

''Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını, bu duygu birliğimizi daha da derinleştirmek, ortak bağlarımızı daha da güçlendirmek, milletimizin hiç bir ferdini dışarıda bırakmadan birbirimize ve Cumhuriyetimize sadakatimizi en üst düzeyde göstermek için çok anlamlı bir fırsat olarak görüyorum'' diyen Erdoğan, bugünün, Atatürk'ün 'en büyük eserim' dediği Cumhuriyet değerleri etrafında her zamankinden daha güçlü şekilde kenetlenme günü olduğunu vurguladı.

Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bizi tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan yapan yüksek değerlerimizi daha gür bir sesle yüceltmenin tam zamanıdır. Bu anlamlı günde, kardeş kavgası çıkarmak için beyhude bir çaba içinde olan şer ve nifak odaklarına aziz milletimizin tek yürek olarak bir kez daha en anlamlı cevabı vereceğine inanıyorum. Bu duygu birliğini koruduğumuz, kışkırtma ve tahrikler karşısında birbirimizden şüphe duymak yerine daha sıkı kenetlendiğimiz sürece, bölücü terörün hain saldırıları asla amacına ulaşamayacaktır. Ben etnik kökeni, inancı, yaşam biçimi ne olursa olsun hiçbir vatandaşımızın devletine, milletine, bayrağına, vatanına ve Cumhuriyet değerlerine sadakatinden asla şüphe duymuyorum.

Unutmayalım ki biz, en zor zamanlarında dünyaya birlik ve beraberliğin eşsiz örneklerini göstererek bugünlere gelmiş büyük bir milletiz. Farklılıklarımız içinde birlik olmayı başarmış, kederde ve sevinçte kader birliği yapmış bir milletiz. Birlik ve beraberliğimizin, kardeşlik bağlarımızın eşsiz zaferi üzerinde yükselen Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak ebediyen yaşayacaktır. Onun için hep diyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, bizleri kan bağından çok daha yüksek değerlerle birleştirmiş, birbirimize bağlamıştır.''

Başbakan Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti'nin, etrafında yaşanan bütün olumsuz gelişmelere, küresel ekonomik krizlere rağmen, demokratik gelişme ve ekonomik kalkınmasını birlikte sağlayarak bölgesine istikrar ve refah ihraç eden bir ülke haline geldiğini kaydetti.

Erdoğan, ''Bunda, son yıllarda yakaladığımız siyasi ve ekonomik istikrarın büyük payı vardır. Milletçe, bu güven ve istikrar ortamını koruyarak birlik ve bütünlüğümüze sahip çıkacak, Cumhuriyetimizin temel değerlerini her türlü sosyal ve siyasi tartışmanın üzerinde tutmaya devam edeceğiz. İnanıyorum ki bundan sonra da Cumhuriyetimizin çağdaşlaşma hedefleri doğrultusunda çok daha büyük mesafeler kat edecek, çok daha büyük başarılarla Cumhuriyetimizi taçlandıracağız'' diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Değerli vatandaşlarım; bir gerçeği hep birlikte haykıralım istiyorum. O gerçek şudur: Terörle, hak aranmaz; bu yolla da hiçbir yere varılamaz. Terör, her şeyden evvel yaşama hakkının düşmanıdır. Hiç kimse, yok ettiği şeyi savunamaz, savunuyor gibi de gösterilemez. İnsanlarımızın yaşama hakkına kast eden terörü, kimse bir hak arama yöntemi olarak göremez, gösteremez. Terör bir vahşettir, bir insanlık suçudur'' dedi.

Başbakan Erdoğan, televizyonlarda yayımlanan ''Ulusa Sesleniş'' konuşmasında, gerek askerlerin, gerek polislerin eli silahlı teröristle mücadelelerini büyük bir fedakarlıkla yürütüklerini söyledi.

''Değerli vatandaşlarım; bir gerçeği hep birlikte haykıralım istiyorum. O gerçek şudur: Terörle, hak aranmaz. Bu yolla da hiçbir yere varılamaz'' diyen Erdoğan, şunları kaydetti:

''Terör, her şeyden evvel yaşama hakkının düşmanıdır. Hiç kimse, yok ettiği şeyi savunamaz, savunuyor gibi de gösterilemez. İnsanlarımızın yaşama hakkına kast eden terörü, kimse bir hak arama yöntemi olarak göremez, gösteremez. Terör bir vahşettir, bir insanlık suçudur. Refah ve özgürlüklerin önündeki en büyük engel, terördür. Terör, demokrasinin de ekonomik kalkınmanın da iyi ve güzel olan her şeyin de düşmanıdır. Terörün yaşattığı acılardan kurtulmak istiyorsak, hepimiz teröre karşı kararlı bir duruş sergilemek durumundayız.''

Terörle mücadelenin tek boyutlu sürdürülemeyeceğini yaşanan acı tecrübelerden bildiklerini anlatan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Gerek askerlerimiz, gerek polislerimiz eli silahlı teröristle mücadelelerini büyük bir fedakarlıkla yürütüyorlar. Terörle mücadelenin güvenlik boyutunun dışında sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel ve diplomatik boyutları da olduğunu biliyoruz. Bu adımlar geçmişte ihmal edilmiş olabilir. Açık söylüyorum artık o günler geride kalmıştır. Biz hükümet olarak her alanda atılması gereken adımları kararlılıkla hayata geçiriyoruz. Geçen 6 yılda önemli demokratik açılımları hayata geçirdik. İnsanlarımıza en ileri demokrasi standartlarını sağlamak için çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz.

Terörün istismar ettiği sosyo-ekonomik şartları değiştirmek için de aynı kararlılıkla mücadele ediyoruz. Bu tabloyu değiştirmek, insanlarımıza yolu olmadan, suyu olmadan, okulu, hastanesi olmadan, işi maişeti olmadan geçen o meşakkat dolu yılları unutturmak için büyük bir atılım hamlesinin içindeyiz. Bu ülkenin bütün insanlarına, Cumhuriyet'in bütün vatandaşlarına insanca bir hayat standardı sağlamak bizim görevimiz.

'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın; insanı yücelt ki devlet yücelsin' anlayışıyla hareket ediyoruz. Hükümet olarak göreve geldiğimiz günden bu yana bu meseleye böyle bir dikkat ve hassasiyetle yaklaşıyoruz. Geçen 6 yıllık zaman zarfında gelişme ve refahtan az pay alan şehirlerimizin, ilçelerimizin, köylerimizin durumunda da önemli iyileşmeler yaşanmıştır.

Elbette bu iyileşme istenen seviyede değildir, bölgede sıkıntıların tümüyle sona erdiğini, insanlarımızın bütün beklentilerinin karşılandığını söyleyemem ama sıkıntıların sona ereceği daha aydınlık günler için gerekli iradenin bugün görünür hale geldiğini, devletimizin sıkıntıları giderme azmiyle büyük bir gayret içinde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.''

GAP CAN SUYU TAŞIYACAK

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde 'can suyu' taşıyacak olan GAP Projesi'nin, bu bölgenin çok geniş ölçekte geleceğinin teminatı bir proje olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bildiğiniz gibi geçtiğimiz Mayıs ayında Diyarbakır'da gerçekleştirdiğimiz bir toplantıyla GAP Eylem Planımızı açıkladık. Yıllardır devam eden bu dev proje, inşallah bu yeni eylem planıyla yeni bir dinamizm kazanacak ve belirlediğimiz o kısa zaman içinde de tamamlanmış olacak. 14.5 milyar YTL yani 14.5 katrilyon TL kaynak ayırarak hızlandırdığımız bu projeden hem bölgenin, hem Türkiye'nin geleceği adına büyük beklentilerimiz var.

Bu projeyi biz sadece ekonomik ve bölgesel kalkınmamıza katkı sağlayacak bir proje olarak değil, bir sosyal restorasyon ve bir kardeşlik projesi olarak görüyoruz.

Bu projeyle sadece kalkınmada öncelikli bir bölgemizin baştan başa imarını değil, gönülleri de mamur hale getirmeyi hedefliyoruz. Bu proje kapsamında Diyarbakır, Şanlıurfa ve Gaziantep'i lokomotif iller olarak belirledik; buralarda elde edeceğimiz kazanımların bütün bölgeye dalga dalga yayılan iyileşmeler getireceği ümidini taşıyoruz.

Proje tamamlandığında 3.8 milyon insanımıza yeni iş ve aş imkanı doğacak, bu atılımla bölgenin milli gelirinde yüzde 209 oranında bir artış sağlanacak. Bunlar bu bölgemizin makus talihini değiştirecek nitelikte gelişmelerdir. İnşallah çok kısa bir zaman içinde bu hedeflerin gerçeğe dönüşeceğini de hep birlikte yaşayacak ve göreceğiz.''

6 yıldır bölgenin ihmal edilen ne kadar problemi, derdi varsa gidermenin gayreti içinde çalışmalarını aksatmaksızın sürdürdüklerini vurgulayan Erdoğan, sık sık bölgedeki illere giderek bu çalışmaların gidişatını yerinde izlediklerini, halkla kucaklaşarak onların dertlerini, beklentilerini dinlediklerini anlattı.

Bunu siyasetçilerden aydınlara, sanayiden yatırımcıya, medyadan sanatçılara kadar, bu ülkeyi seven, bu ülkenin ilerlemesine katkıda bulunma sorumluluğunu hisseden herkesten de beklediklerini belirten Erdoğan, ''Bölgenin gerçeklerini iyi bilmek, Türkiye tasavvurumuzu bu gerçekleri de içine alacak şekilde genişletmek durumundayız. Hükümet olarak bölgenin kalkınması için yoğun ve çok yönlü biçimde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu konuda her türlü katkıya, fikre, projeye ve teklife de açığız ama her şeyden önce herkesin gidip bu illerimizi, ilçelerimizi ziyaret etmesi, oradaki insanlarımızla kucaklaşması, hallerini, hatırlarını sorması lazım'' diye konuştu.

HİÇBİR YERE ELİMİZ BOŞ GİTMEDİK

''Bakınız, Türkiye'yi bir bütün olarak kucakladığımızı, hiçbir bölgemizi diğerinden, hiçbir insanımızı bir diğerinden ayırmadığımızı göstermesi bakımından sadece Ekim ayı programımızdan örnekler vermek istiyorum'' diyen Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bu ay içinde İstanbul, Sivas, Elazığ, Kahramanmaraş, Diyarbakır, İstanbul-Şile, Tunceli ve Kırıkkale'ye ziyaretlerde bulunduk, halkımızla buluştuk, dertlerini dinledik ama hiçbir yere elimiz boş gitmedik. Okullardan ve öğrenci yurtlarından hastanelere, duble yollardan köprülü kavşaklara, barajdan toplu konutlara, dere ıslahları ve sulama projelerinden parklara, fabrikalardan spor tesislerine, alışveriş merkezlerinden modern semt pazarlarına, çeşitli sosyal tesislere kadar yapımı tamamlanan eserleri topluca halkımızın hizmetine açtık. Son 6 yılda kalkınma yolunda attığımız adımların, Türkiye'nin her yerinde umutlarımızı nasıl yeşerttiğini gördük.

'Bu ülkede suyu ve yolu olmayan köy kalmayacak' dedik, KÖYDES projesi kapsamında hummalı bir çalışma yürüterek bu sözümüzü tutuyoruz. 'Bu ülkenin her şehrinde üniversite olmalı' dedik, bugün Tunceli dahil bütün illerimizde üniversite var, 6 yılda tam 54 yeni üniversiteyi biz açtık ve şu anda Türkiye'de 81 vilayette 130 üniversitemiz var, devlet, özel sektör ve vakıf üniversiteleri olmak üzere. Diyarbakır'a son 6 yılda tam 3 bin 356 yeni derslik kazandırdık, 11 yeni genel lise, 9 Anadolu lisesi, 11 meslek lisesini yine Diyarbakır'a kazandırdık. Yine Diyarbakır'daki okullarımıza bu sürede tam 8 bin 883 yeni bilgisayar dağıttık, 477 okulumuza hızlı internet imkanı götürdük.''

Başbakan Erdoğan, 2005 yılında terör ve terörle mücadeleden zarar görenlerin zararlarını tazmin edebilmek için 5233 sayılı Yasa'yı çıkardıklarını anımsatarak, ''Bu sayede, evini kaybeden, köyünü terk eden, hayvanları telef olan vatandaşlarımıza bugüne kadar 600 trilyon TL ödeme yaptık ama bununla bitmedi, daha bu her ay belli miktarda ödemeler yapmak suretiyle devam ediyor. Sadece Diyarbakır'da 6 yıl içinde tarıma verdiğimiz destek, değerli kardeşlerim, 1 milyar YTL yani 1 katrilyon TL rakamına ulaşmış durumda. Diyarbakır'daki vatandaşlarımızın acil ihtiyaçları için 6 yıl boyunca tam 232 trilyon yani 232 milyon YTL tutarında sosyal yardım sağladık. Yine bu süre zarfında 270 bin ton kömür yardımı yaptık Diyarbakır'a'' diye konuştu.

Erdoğan, TOKİ projeleriyle Diyarbakır genelinde bugüne kadar tam 5 bin 834 konutu inşa ettiklerini ve sahiplerine dağıttıklarını belirterek, ''Kentsel değişim dönüşüm projeleriyle modern bir Diyarbakır oluşturalım kuralım istiyoruz. Bin 812 konutun inşaatı da hızla ilerliyor'' dedi.

Bütün projeler tamamlandığında Diyarbakır'a tam 11 bin 417 yeni modern konut kazandırmış olacaklarını anlatan Erdoğan, şunları ifade etti:

''Biliyorsunuz, bu yıl ülkemiz genelinde birçok ilde ciddi seviyede bir kuraklık yaşandı. Hükümet olarak çiftçilerimizi bu kuraklığın yol açtığı zararlardan korumak üzere bir kuraklık destek programı hazırladık ve uygulamaya koyduk. Buna göre Türkiye genelinde 35 il ve 243 ilçede, toplam 500 bin çiftçimize 520 milyon YTL yani 520 trilyon TL bu kapsamda ödemeye başlıyoruz. Sadece Diyarbakır'da bu desteklerden 35 bin 446 çiftçimiz istifade edecek. Sizlere Diyarbakır örneğini veriyorum çünkü bölgenin en büyük, sıkıntıları da en çok olan illerinden biri Diyarbakır. Aynı atılım, aynı gelişme Türkiye'nin diğer şehirlerinde de ayniyle vakidir, aynı heyecanla devam etmektedir.

Geçmişten bu yana sıkıntıları, zorlukları en ağır biçimde yaşayan illerimizden Tunceli'de de aynı iyileşme tablosu aynı canlılıkla yaşanıyor, oradan da bazı rakamları sizlere vermek istiyorum. Geçen 6 yılda Tunceli'ye yapılan sağlık yatırımı toplamı 15 trilyon lirayı bulmuş durumda. 150 yataklı yeni devlet hastanesinin ihalesi tamamlandı, TOKİ tarafından inşaatına çok kısa zamanda başlanacak. Tunceli'de sadece bir tane 112 acil yardım istasyonu varken, bugün bu sayı 9'a yükselmiştir, bir ambulans varken bugün bu sayı 13'e çıkarılmıştır. Yine bu dönemde yapılan çalışmalarla sağlık ocağı ve hastanelerdeki muayene odası sayısı 51'e ulaştırılmıştır.

Aynı dönemde Tunceli İl Özel İdaresi bütçesi yüzde 370 oranında arttırılmış, ilçe ve belde belediyelerinin bütçesinde de yüzde 48 ile yüzde 100'e yakın artışlar kaydedilmiştir. KÖYDES Projesi çerçevesinde Tunceli'nin köylerine, mezralarına yapılan yatırımın tutarı 57 trilyonu bulmuştur. Bu tablo, Türkiye'nin kalkınmadaki bölgesel farklılıkları en aza indirecek adımları hızla atmakta olduğunu gösteren ve bölgenin geleceği açısından büyük önem taşıyan güzel bir tablodur. Esasen son zamanlarda terör olaylarının yeniden ortaya çıkmasının altında yatan sebep de budur. Çünkü terörün ardındaki odaklar bölgeye hizmet gelmesini, bölgenin kalkınmasını, burada yaşayan insanlarımızın daha iyi şartlarda yaşamasını istemiyorlar. Onlar burada yaşayan insanların çilesi bitmesin, bu bölge hiç kalkınmasın istiyorlar. Neden istemiyorlar? Çünkü terörün zemini yoksulluktur, imkansızlıktır, istikrarsızlıktır, işsizliktir. Biliyorlar ki bu bölgede işler tamamen düzelirse, insanlarımızın yüzleri gülerse, ocakları şenlenirse terör kendine burada zemin bulamayacak, yer bulamayacak, istismar edemeyecek, o küçük yavrularımızı kandıramayacak. Ama biz ülkemizin her köşesini kalkındırmakta, her yerde insanımızın sıkıntılarını sona erdirmekte, Türkiye;yi bir bütün olarak aydınlık günlere taşımakta kararlıyız.''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Yine bir şey tavsiye ediyorum; dövizle lütfen alışveriş yapmayın, dövize lütfen müracaat etmeyin. Paramız güçlüdür. Yeni Türk Lirasıyla hayatınızı sürdürmeye devam edin. Hiç telaşa gerek yok'' dedi.

Erdoğan, ''Küresel krizi kendi şahsi çıkarlarına alet etmek isteyenler, buradan çıkar sağlamaya çalışanlar olabilir. Panik havası oluşturup buradan rant elde etmeye çalışanlar olabilir. Kendi çıkarlarını Türkiye'nin çıkarları üzerinde görmek gafletine düşenler olabilir. Bunlara lütfen aldanmayınız'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, televizyonlarda yayımlanan ''Ulusa Sesleniş'' konuşmasında, Türkiye'nin, özellikle 1980'lerden sonra kendi dönemlerine kadar, hemen her 2–3 yılda bir ekonomik kriz yaşadığını ifade etti.

''Bir yıl, iki yıl göstergelerin iyi gittiğini, ekonominin toparlanmaya başladığını gördük ancak hemen arkasından gelen ulusal ya da küresel dalgalanmalar tüm birikimlerimizi alıp götürdü'' diyen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bunun yanında, ekonomiye ilişkin yapısal reformların gerçekleştirilmemesi nedeniyle, birçok sorunun kronik bir hal aldığını gördük. İşte en son 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan finansal kriz, Türkiye ekonomisini çok derinden etkiledi, ülke olarak 'nerede hata yapıldığını' sorgulama fırsatı verdi.

2002 yılı sonunda iktidara geldiğimizde, öncelikle ekonominin acil ihtiyaç duyduğu yapısal reformlara eğildik. Siyasi ya da popülist nedenlerle cesaret edilemeyen reformları tam bir kararlılık ve cesaretle hayata geçirdik. Reformlarımızı, demokratikleşme çabalarıyla, Avrupa Birliği katılım süreciyle ve aktif dış politikamızla güçlendirdik. Bankacılık sistemini yeniden ele aldık. Finans sistemini düzenledik. Mali disiplinden hiçbir şart altında asla taviz vermedik. Sosyal güvenlik reformunu çıkarttık. İstihdam üzerindeki yükleri azalttık. Yine vergi yüklerini imkanlar ölçüsünde aşağıya çektik.''

TÜRKİYE EKONOMİSİ OLDUKÇA SAĞLAM

Başbakan Erdoğan, ''Büyük oranda dışa bağımlı olduğumuz enerji noktasında, kendi kaynaklarımızı harekete geçirecek tarihi projeleri başlattık. Bu ve benzeri reformlarımız sayesinde Türkiye ekonomisini oldukça sağlam, sağlıklı, dirençli bir yapıya kavuşturduk. Dikkat ediniz, geçmişte, en küçük bir küresel dalgalanmadan etkilenen, en küçük bir siyasi çalkantıda dengesini yitiren ekonomimiz, bugün her türlü şoku, her türlü dalgalanmayı karşılayabilecek bir yapıya kavuştu'' diye konuştu.

Türkiye ekonomisindeki bu köklü değişimi göremeyenlerin çok büyük bir yanılgı içinde olduklarını vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:

''Küresel dalgalanmalar karşısında felaket senaryoları çizenler çok büyük bir yanılgı içindeler. En küçük bir dalgalanma olduğunda topluma karamsarlık pompalamaya çalışanlar çok büyük bir yanılgı içindeler. Türkiye ekonomisini, geçmişin parametreleriyle değerlendirenler çok büyük bir yanılgı içindeler. Bakınız; bundan 6 yıl önce Türkiye yılda 36 milyar dolar ihracat yapabiliyordu. Bugün yıllık ihracatımız geçen ay sonu itibariyle 133 milyar doları aştı. Bundan 6 yıl önce Türkiye'nin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası 233 milyar dolardı. Bugün üzerine 4,5 senede 429 milyar dolar ilave ettik 659 milyar dolardayız ve şimdi 750 milyar dolara doğru 2008 sonu itibariyle koşuyoruz. 6 yıl önce Türkiye yüzde 62,7 oranında faiz ödüyordu. Bugün faizi yüzde 20'lere kadar çektik. Bundan 6 yıl önce Türkiye'de enflasyon yüzde 30'lar düzeyindeydi, bugün hamdolsun tek haneli rakamları gördük, ama şu sıkıntılı dönemde yüzde 10–11 civarında.''

EĞİTİM DEDİK, SAĞLIK DEDİK....

''Hangi ekonomik göstergeyi ele alırsanız alınız, şu 6 yıllık süreçte kat kat iyileştiğini göreceksiniz'' diyen Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Kamu net borç stokuna bakalım. Bunu da sık sık kullanıyorlar. Göreve geldiğimizde yüzde 78.3'tü milli gelire oranı itibariyle, ama şimdi bakıyorsunuz ki yüzde 38'lere düştü. Bu süreçte, mikro ölçekte de önemli kazanımlar sağladık. Ücretleri imkanlar ölçüsünde artırdık, ücretlerin alım gücünü yükselttik. Esnafımızı, tüccarımızı, çiftçimizi, sanayicimizi, ihracatçımızı asla yalnız bırakmadık.

Eğitim dedik, sağlık dedik, emniyet dedik, adalet dedik ve bunları ülkemizin her bir köşesine eşit şekilde ulaştırmanın mücadelesi içinde olduk. Türkiye'yi bir enerji geçiş üssü haline getirdik, yerel kaynaklarımızı harekete geçirmeye başladık. 2002 yılına kadar, 79 yılda 6 bin kilometre duble yol yapılmıştı, sadece şu 6 yılda buna tam 9 bin kilometre duble yol ilave ettik.

Toplu Konut İdaremiz bugün Türkiye genelinde 500 bin konut hedefine ulaşmak için kararlılıkla çalışıyor ve şu ana kadar 320 bin konutun inşası devam ediyor, 220 bin konutu da sahiplerine teslim ettik. İşte tüm bu atılımlarımız sayesinde, Türkiye ekonomisini korunaklı bir hale getirdik.''

DÖVİZLE LÜTFEN ALIŞVERİŞ YAPMAYIN

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''(Küresel krizin Türkiye'ye etkisi az olacak, kriz Türkiye'yi teğet geçecek) derken, işte, Türkiye ekonomisinin sağlam yapısına işaret ederek bunu söylüyoruz. Yine bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum: Türkiye'de, birçok ulusal ve küresel krizde, geçmişte defalarca yaşandığı gibi, bu küresel krizi asla tribünlerden izlemiyoruz. Bugün bütün kurumlarımız, tamamıyla bir koordinasyon ve uyum içinde gelişmeleri takip ediyor.

Gerekli önlemler alındı, alınıyor; vakti zamanı geldikçe de bu önlemlerimizi kararlılıkla uygulamaya koyuyoruz, koyacağız ve önümüzdeki ayın 15'inde de Washington'da G20 ülkeler zirvesine katılacak orada da bu değerlendirmeleri hep birlikte yapacağız.

Bankacılık sistemini, finans sistemini, para hareketlerini saniye saniye takip ediyoruz. Merkez Bankamız gelişmeler karşısında gerekli önlemleri anında uygulamaya koyuyor. Hazinemiz, Maliyemiz, dış ticaretten sorumlu bakanlığımız tam bir koordinasyon içinde, birlikte toplanıyor bir araya geliyor, ilgili görüşmemiz gereken yerlerle de değerli arkadaşlarım görüşmeler yapıyorlar ve uygulamaya konulabilecek muhtemel önlemler üzerinde çalışılıyor.

Bu arada reel sektörle de uyum içinde, istişare içinde yolumuza devam edeceğiz. Moral bozmaya çalışanlara, karamsarlık pompalamaya, felaket senaryosu çizmeye çalışanlara karşı milletimin özellikle dikkatli olmasını tavsiye ediyorum. Ve yine bir şey tavsiye ediyorum; dövizle lütfen alışveriş yapmayın, dövize lütfen müracaat etmeyin. Paramız güçlüdür. Yeni Türk Lirasıyla hayatınızı sürdürmeye devam edin. Hiç telaşa gerek yok. Küresel krizi kendi şahsi çıkarlarına alet etmek isteyenler, buradan çıkar sağlamaya çalışanlar olabilir. Panik havası oluşturup buradan rant elde etmeye çalışanlar olabilir. Kendi çıkarlarını Türkiye'nin çıkarları üzerinde görmek gafletine düşenler olabilir. Bunlara lütfen aldanmayınız''

MUTLAKA SALİM LİMANLARA ULAŞTIRACAĞIZ

Sağlam bir ekonomik yapıyla, güçlü bir iktidarla, güçlü, işinin ehli, uyumlu bir kadroyla Türkiye ekonomisini bu dalgalı denizden mutlaka salim limanlara ulaştıracaklarına işaret eden Erdoğan, şunları söyledi:

''Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Türkiye'nin hedefleri büyük. Türkiye'nin potansiyeli çok büyük. Türkiye'nin artık küresel ölçekte itibarı, saygınlığı çok yüksek.Bugünün Türkiye'si dünden kat kat iyi durumda. İnanıyorum ki yarının Türkiye'si de bugünden kat kat iyi olacaktır. Bu umudu canlı tutmamız, istikrarımızı korumamız ve birbirimize bağlılığımızı kaybetmememiz son derece önemli. Ülkemizin istikametini doğru tutmayı başardığımız takdirde yolumuz aydınlıktır, önümüz aydınlıktır, geleceğimiz aydınlıktır.''
Siyaset

SEZER'DEN 'HEPSİ YALAN' TELEFONU

yazarı: ctiy |kategorisi: Siyaset |Tarihi: 30/10/2008



DSP Başkanı Zeki Sezer, Karayalçın'ı arayarak "hepsi yalan" dedi. Bakın ne için?
SHP, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer'in, SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın'ı arayarak, ''kendisini HEP, HADEP, DEHAP ile işbirliği yapmakla suçladığı yönünde bir açıklaması olmadığını ilettiğini'' bildirdi.

SHP'den yapılan yazılı açıklamada, Karayalçın'ın dün bir televizyon programına konuk olarak katıldığı, sunucunun programda Karayalçın'a, ''DSP Genel Başkanı Sezer, SHP olarak sizin geçmişte HEP ile HADEP ile hatalı iş birliği yaptığınızı söylüyor'' şeklinde yorum yaptığı ifade edildi.

Murat Karayalçın'a bu sabah telefon açan Sezer'in, ''bu değerlendirmeyi yalanladığı'' bildirilen açıklamada, ''Sezer'in, Karayalçın'ı HEP, HADEP, DEHAP ile iş birliği yapmakla suçlamadığını, bu konuda bir açıklamasının olmadığını belirttiği'' kaydedildi.
Siyaset

| Sonraki »